Babam 70’lerin tozlu sokaklarında gençliğini yaşamış, hayatını o yılların mücadelesine adamış bir adamdı. Evde en çok duyduğumuz cümle, sigarasını dudak kenarına sıkıştırırken söylediği şu sözdü: “Asıl mücadele sokakta yapılır. İnsan, bedel ödemeden değişim getiremez.” Ben (Deniz) ve abim (Baran) ise bambaşka bir dünyada büyümüştük. Bizim sokaklarımız Instagram’da açılan bir canlı yayın, Twitter’da yazılan bir flood, TikTok’ta yayılan kısa bir video kadardı. Babamın gözünde bunlar “oyuncak”tı. Bizim gözümüzde ise çağın gerçek silahları. Bir akşam sofrada yine başladı tartışma. Babam gazeteyi masaya vurdu: “Bakın çocuklar, şu habere bakın. Sokakta protesto edenlere polis saldırmış. Hâlâ insanlar mücadele ediyor, hâlâ kan ter içinde direniyor. Siz ne yapıyorsunuz? Telefon ekranına bakıp süslü laflar ediyorsunuz.” Ben derin bir nefes aldım: “Baba, artık sokak tek yol değil. İnsanlar bir hashtag açıyor, milyonlara ulaşıyor. Senin zamanında bir bildiri dağıtmak için saatlerce matbaa arayan gençler vardı. Şimdi tek bir paylaşım bütün ülkeye yayılıyor.” Babam öfkeyle kaşlarını çattı: “Bunlar sahte! Bir gün elektrikler kesilse ne yapacaksınız? Sokak olmadan hiçbir şey değişmez.” Bu sırada abim Baran araya girdi, ama beklenmedik bir şekilde bana değil babama yaklaştı: “Baba haklı. Erkek dediğin meydanda olur, göğsünü gere gere çıkar. Klavye başında oturmakla dava olmaz.” Ben gözlerimi devirdim. Baran’ın maço tavrı zaten sinirimi bozuyordu. Ona döndüm: “Sen de hep erkekliği ön plana koyuyorsun! Mücadele sadece erkeklerin işi değil. Kadınlar da sokakta, ekranda, her yerde mücadele ediyor. Senin ‘erkeklik’ dediğin şey aslında eski dünyanın kalıntısı!” Baran bana sert baktı: “Senin feminizm dediğin şey de abartı. Her şeyi kadın erkek çatışmasına indiriyorsun. Bazen güçlü olmak gerekir, o da erkek işidir.” Babam, bu sefer iki tarafı da susturmak ister gibi yumruğunu masaya vurdu: “Yeter! Siz birbirinizi yemek yerine biraz da halkı düşünün. Hepiniz kendi doğrularınıza saplanmışsınız. Oysa gerçek mücadele birliği gerektirir.” Ama işte tam da orada çatışmanın en çıplak hali ortaya çıkıyordu: • Babam, geçmişin sokaklarını bugünün tek çıkış yolu görüyordu. • Ben, dijital çağın gücünü savunuyordum. • Abim ise hâlâ erkek egemen bir bakışla, gücü ve otoriteyi önemsiyordu. Üçümüz aynı sofradaydık ama üç farklı çağda yaşıyorduk. Sesler yükseldikçe aramızdaki mesafe büyüyordu. Babamın elleri titriyordu, gözlerinde hayal kırıklığı vardı. Baran’ın yüzünde öfke, benim yüzümde ise inatçı bir kararlılık. O akşam sofradan kimse tatmin olmuş kalkmadı. Babam kendi odasına çekildi, abim televizyonun karşısına geçti, ben ise odama kapanıp telefonumu elime aldım. Ve düşündüm: “Acaba haklı olan kim? Yoksa hepimiz bir yanıyla haklıyız da sırf birbirimizi duymadığımız için mi bu kavgalar bitmiyor?” Ama şunu biliyordum: Bu tartışma burada bitmeyecekti. Çünkü ertesi gün bile aynı sofrada aynı çatışmalar tekrar yaşanacaktı. Ve belki de bu ev, kuşak çatışmasının en gerçek sahnesiydi. Devamı için…(Sokağın Tozu, Dijitalin Yankısı) Bölüm 2