Bir gencin “duyulmama” hissiyle yüzleşmesi

Bazen kendimi bir odanın içinde bağıra bağıra konuşuyormuş gibi hissediyorum. Sesim çıkıyor, kelimeler dökülüyor… ama duvara çarpıp geri dönüyor. Kimse duymuyor, kimse anlamıyor.


İşte anlaşılmamak tam olarak böyle bir şey.


Benim adım önemli değil. Çünkü bu his sadece bana ait değil. Bu, benim gibi milyonlarca gencin ortak hikâyesi. Yine de kendi ağzımdan anlatayım… Belki bir yerlerde biri “Ben de aynı şeyi yaşıyorum” der. Ve o zaman bu yalnızlık biraz olsun hafifler.


Görülmek ve Duyulmak İsteği: İnsan Neden Anlaşılmak İster?


Küçüklüğümden beri konuşkan bir çocuktum. Anlatacak şeylerim vardı: hayallerim, korkularım, sorularım… Ama çoğu zaman dinleyenler, yalnızca “cevap vermek” için kulak kabarttı. “Anlamak” için değil.
Bir gün anneme şöyle dedim:
“Ben çok yoruldum… Neden herkes hep benden bir şey bekliyor?”
Cevabı kısa oldu:
“Senin yaşında herkes öyle hisseder, abartma.”
Belki haklıydı. Ama o anda tek istediğim şey haklı olup olmadığımın tartışılması değildi. Sadece birinin

“Evet, seni duyuyorum”

demesiydi.
Psikolojide buna

görülme ve duyulma ihtiyacı


deniyor. İnsan sadece var olmakla yetinmez; varlığının fark edilmesini, kabul edilmesini ister. Ama anlaşılmadığında, içindeki ses yavaş yavaş kısılır. Sanki gerçek benliğin görünmez bir kafese hapsolur.


Lise Yıllarında Anlaşılmamak Daha da Derinleşti


Lise yıllarında bu his daha da büyüdü. Arkadaş grubum vardı ama çoğu zaman konuşmalarımıza yabancı kaldım. Onlar spor, moda ya da aşk dedikodusu yaparken ben içimde şu sorularla boğuşuyordum:

“Hayatta gerçekten ne yapacağım?”


“Benim yerim neresi?”


“Ben kimim?”


Sesimi çıkarsam garip karşılanacağımı düşündüm. Çıkarmadım.
Anlaşılmamanın en tehlikeli tarafı da burada başlıyor:
İnsan bir süre sonra sadece başkalarına değil,

kendi sesine bile yabancılaşmaya başlıyor.


Üniversitede Her Şey Devam Ediyor Ama İçimde Aynı Soru Var


Şimdi üniversite sıralarındayım. Hocalarım ders anlatıyor, arkadaşlarım gelecek planlarından bahsediyor, ailem hâlâ “Biz senin iyiliğini istiyoruz” diyor.

Ama içimde aynı cümle dönüp duruyor:

“Beni kim anlayacak?”


Çünkü bazen iyilik bile anlaşılmadığında boğucu hale geliyor. İnsan iyi niyetin altında ezilebiliyor. Ve kendini anlatamadıkça yalnızlık büyüyor.


Z Kuşağı Neden Anlaşılmadığını Hissediyor?

Belki de anlaşılmamak,


Z kuşağının görünmez yarası. Çünkü biz teknolojiyle büyüdük. Hızlı bir dünyada yaşlanıyoruz. Kimliğimizi bulamadan etiketleniyoruz.

Kendimizi anlatmaya çalışıyoruz ama çoğu zaman yetişkinler bizi şöyle görüyor: “Sabırsız” “Şımarık” “Kırılgan”

“Duygusal”


Oysa çoğu zaman tek istediğimiz şey çok basit:

Gerçekten duyulmak.


Gerçekten anlaşılmak.



Sen de Böyle Hissediyor Musun?


Şimdi sana soruyorum, sevgili okuyucu:
Hiç anlattıklarının bir duvara çarptığını hissettin mi?
Hiç “Benim derdim kimsenin umurunda değil” dedin mi?
Eğer dediysen… işte sen de benim gibisin.
Ve belki de bu satırları yazmamın tek nedeni, ikimizin de bu yalnızlıkta birbirimize ayna olmasıdır.
Bu sadece başlangıç. Daha anlatacak çok şey var.

Çünkü anlaşılmamanın hikâyesi,


bir gencin en derin çatışmalarının hikâyesidir.