Bazı insanlar güçlü yönlerini çok erken fark eder gibi görünür.

Ne yapınca parladıklarını bilirler, hangi ortamlarda öne çıktıklarını anlarlar, hayatı sanki içerden çözmüş gibi ilerlerler. Dışarıdan bakınca böyle görünür. Ama işin gerçeği çoğu insan kendi gücünü geç fark eder.

Hatta bazen yıllarca sadece eksik taraflarına bakar, güçlü taraflarını ise “normal” sanıp küçümser. Ben bugün tam da bunu konuşmak istiyorum: İnsan kendi güçlü yönlerini nasıl keşfeder, neden çoğu zaman bunu yapmakta zorlanır ve bu keşif neden sadece kariyer meselesi değil, aynı zamanda duygusal bir mesele haline gelir?
Çünkü günümüzde insan kendini tanımaktan çok kendini yetiştirmeye zorlanıyor.

Daha iyi ol, daha hızlı ol, daha üretken ol, daha başarılı ol, daha görünür ol. Sosyal medya zaten bu baskıyı iyice parlatıyor. Herkesin güçlü yönü vitrine çıkıyor; ama kimsenin kafasının içindeki karışıklık görünmüyor.

Böyle olunca da insan kendi içinde sessizce şunu düşünmeye başlıyor: “Herkes bir şeyde iyi, bir ben vasatım galiba.”
Hayır. Büyük ihtimalle vasat değilsin. Sadece kendine yanlış yerden bakıyorsun.


Güçlü yönünü keşfetmek neden bu kadar zor?

Çünkü bize güçlü yön denince hep çok gösterişli şeyler öğretildi.

Liderlik, hitabet, yüksek başarı, büyük özgüven, herkesin fark ettiği parlak özellikler…

Oysa gerçek hayatta güçlü yön dediğimiz şey bazen çok daha sessizdir. Mesela bir insanın güçlü yönü iyi konuşmak değil, iyi dinlemektir. Bir başkasının güçlü yönü sahneye çıkmak değil, kriz anında soğukkanlı kalmaktır.

Birinin gücü hızlı karar vermektir, diğerinin gücü detayları fark etmektir. Bir başkasının gücü insanları rahatlatmaktır.
Ama bu özellikler çok alkış toplamadığı için kişi çoğu zaman bunları “özellik” bile sanmaz.
İnsan en çok doğal gelen şeyi küçümser. Çünkü ona kolay geliyordur. “Herkes yapıyordur herhalde” diye düşünür. Oysa herkes yapmıyordur.

Senin kolay yaptığın şey, başkasının zorlandığı şey olabilir. Güçlü yönlerini keşfetmenin ilk kapısı tam da burada açılır: Sana sıradan gelen şey, aslında senin fark edilmeyen gücün olabilir.


İnsan kendine neden hep eksik tarafından bakar?
Çünkü eleştiri, kıyas ve yetersizlik duygusu çok erken öğrenilir.

Çocukken çoğumuz şu cümlelere daha sık maruz kalırız: “Burayı yanlış yapmışsın”, “Daha iyisini yapabilirdin”, “Bak başkası ne kadar başarılı.” Kimse dönüp uzun uzun şunu öğretmez:

“Senin doğanda iyi yaptığın şeyler neler, birlikte bakalım.”
Büyüyünce bu ses içimize yerleşir. Sonra bir iş yaparken önce neyi kötü yaptığımıza odaklanırız.

Bir ortama girerken önce eksik tarafımızı düşünürüz. Bir başarı elde etsek bile, “Şans işte” der geçeriz. Ama en küçük hatada kendimizi saatlerce sorgularız.
Bu zihinsel düzen içinde güçlü yön keşfi kolay olmaz. Çünkü insan, kendi ışığını görmek yerine sürekli kendi gölgesini izler.


Güçlü yön dediğimiz şey tam olarak nedir?

Ben güçlü yönü sadece “iyi yapabildiğin şey” olarak görmüyorum. Güçlü yön aynı zamanda seni ayakta tutan, seni başkalarından ayıran ve zor zamanlarda bile sende kalan iç kapasitedir.
Yani güçlü yön şunlardan biri olabilir:
İnsanlarla kolay bağ kurabilmek
Duyguları iyi okuyabilmek
Sabırlı olmak
Düzen kurabilmek
Çabuk öğrenmek
Krizde sakin kalmak
İkna gücü yüksek olmak
Mizah duygusuyla yük hafifletebilmek
Zor zamanlarda bile devam edebilmek
İyi gözlem yapmak

Güven veren biri olmak
Yalnızken de üretken kalabilmek
Yardım istemeyi bilmek
Sınır koyabilmek
Başkalarının görmediği detayları fark etmek
Gördüğün gibi burada “mükemmel olmak” yok. Burada insanın doğası var. Gerçek hayatta işe yarayan şey var. Karakterin içinden çıkan güç var.

Güçlü yönlerini keşfetmek için önce şu yanlışı bırakmak gerekir
Güçlü yönlerini keşfetmek istiyorsan önce şunu bırakman gerekir: Kendini sadece başarı sonuçları üzerinden değerlendirmek.
Çünkü bazen sonuç kötü olabilir ama sende çok kıymetli bir özellik vardır.

Mesela bir işin sonunda istediğin sonucu alamamış olabilirsin; ama süreç boyunca herkes dağılırken sen toparlayıcı olmuşsundur.

Bu bir güçtür. Bir ilişki bitmiş olabilir; ama sen o ilişkide açık iletişim kurmaya çalışan taraf olmuşsundur.

Bu bir güçtür. Bir sınavdan istediğin puanı alamamış olabilirsin; ama buna rağmen pes etmeyip yeniden plan yapmışsındır.

Bu da güçtür. Sonuç her zaman bütün hikâyeyi anlatmaz. Bazen güçlü yön, alkış alınan yerde değil, dağılmadığın yerde ortaya çıkar.

Peki insan kendi güçlü yönlerini nasıl keşfeder?
Ben bunun için kendine dürüst ama sert olmayan bir yerden bakmak gerektiğini düşünüyorum. Yani kendini yargılayarak değil, inceleyerek tanıman gerekir. Bunun için sorulması gereken bazı gerçek sorular var.
1. Hangi şeyleri yaparken içim daha doğal akıyor?
Bir iş yaparken sürekli zorlanıyor, kendini çekerek ilerletiyor ve içten içe tükeniyorsan orada illa ki güçlü yön yoktur diyemem; ama güçlü yön çoğu zaman akış hissi yaratır.

Zamanın nasıl geçtiğini unuttuğun, daha az zorlanarak daha iyi sonuç verdiğin alanlar sana ipucu verir.
Belki yazarken rahatlarsın.
Belki insanları dinlerken.
Belki organizasyon yaparken.
Belki teknik sorun çözerken.
Belki fikir üretirken.
Belki sakinleştirirken.
Güçlü yön çoğu zaman gürültüyle değil, akışla kendini belli eder.
2. İnsanlar benden en çok ne için yardım istiyor?
Bu çok güçlü bir sorudur. Çünkü başkaları bizde bazen bizim görmediğimiz şeyi görür. Sana sürekli dert anlatılıyor mu?

Demek ki sende güven hissi var. Herkes senden fikir mi alıyor?

Demek ki sende netleştirme gücü var. Birileri senden hep düzen kurmanı mı istiyor? Demek ki sende sistem kurma becerisi olabilir. Ortam gerildiğinde gözler sana mı dönüyor? Demek ki sende dengeleyici bir taraf vardır.
İnsanların sana yöneldiği ihtiyaç, sende var olan doğal gücün işaretidir.

3. Zor zamanlarda bende hangi taraf ayakta kalıyor?

İnsan gerçek gücünü rahat zamanda değil, baskı altında daha net görür. Kırıldığında ne yapıyorsun? Dağıldığında nasıl toparlanıyorsun? Belirsizlikte neye sarılıyorsun? Güçlü yön bazen tam burada görünür.
Kimisi zor zamanda plan yapar.
Kimisi insanları bir arada tutar.
Kimisi sessizce dayanır.
Kimisi çözüm üretir.
Kimisi duyguları ifade eder.
Kimisi herkese nefes aldırır.
Hayat seni kaç kere test ettiyse, o testlerde sende kalan şey tesadüf değildir.
4. Çocukken doğal olarak neye yönelirdim?

Bu soru küçümsenmemeli. Çünkü çocukluk çoğu zaman maskesiz halimizi gösterir. Sürekli bir şeyler anlatan çocuk muydun? İnsanları bir araya getiren mi? Yalnızken üreten mi? Soran, kurcalayan, tamir eden, yazan, çizen, organize eden, koruyan biri mi?
Yetişkinlikte üzerimize çok rol biniyor. Ama çocukluk eğilimleri bazen çekirdeği gösteriyor. Tabii çocukluk tek başına kader değildir; ama karakterin ilk taslağıdır.

5. Neleri yapınca yorulsam da içim boşalmıyor?

Bu çok kritik. Çünkü her iyi yaptığın şey sana iyi gelmez.

Bazı şeyleri yaparsın, başarılı olursun ama içten içe tüketir.

Bazı şeyleri yaparsın, zorlar ama seni canlı tutar. Güçlü yön ile yaşam enerjisi arasında güçlü bir bağlantı vardır.

Yorulmuş olsan bile içinden “Ben bunu yapabilirim” hissi geliyorsa orada bir şey vardır.
Güçlü yönünü keşfetmenin önündeki en büyük engeller
Kıyas
Bugün birçok insan kendi gücünü, başkasının vitrini yüzünden göremiyor. Sosyal medya bunun merkezi gibi çalışıyor. Birinin konuşması iyi, öbürünün görünüşü iyi, diğerinin kariyeri iyi, başkasının ilişkisi iyi, bir diğerinin özgüveni yüksek.

İnsan kendi içine dönmeden önce başkalarının düzenlenmiş hayatlarını izleyince kendini eksik hissetmeye başlıyor.
Ama şunu unutmamak gerekir: Sen başkasının sonucu ile kendi başlangıcını kıyaslarsan kendini hep zayıf zannedersin. Bu yanlış veriyle strateji kurmaktır.
Kendini sadece kusur üzerinden okuma alışkanlığı
Bazı insanlar kendileriyle öyle sert konuşur ki, kendi yetenekleri önlerinde dursa bile inanmazlar. “Yok canım, o önemli değil.” “Herkes yapar.” “Ben aslında o kadar da iyi değilim.”

Bu cümleler sadece tevazu değil; bazen yılların değersizlik alışkanlığıdır.

Yanlış çevre
Bazen sorun sende değildir; seni göremeyen çevrededir. Her güçlü yön her ortamda parlamaz.

Çok duygusal zekâsı yüksek biri, duygusuz bir ortamda değersiz hissedebilir.

Çok yaratıcı biri, sürekli kalıp isteyen bir yerde körelir. Çok analitik biri, dağınık bir çevrede yorulur. Yani güçlü yönünü keşfetmek için bazen kendine değil, bulunduğun zemine de bakmak gerekir.
Yanlış yerde duran yetenek, kendini yetersizlik gibi gösterebilir.
Güçlü yönlerini keşfetmek için uygulanabilir bir yöntem
Ben bu konuda romantik cümlelerden çok işe yarayan bir pratikten yanayım.


Kafada dönüp duran “Ben kimim?” sorusunu biraz masaya yatırmak gerekir. Bunun için birkaç gün boyunca şu küçük çalışmayı yapabilirsin:
Güç Haritası Defteri
Bir defter aç ya da telefonunda not oluştur. Başlık şu olsun: “Bende çalışan şeyler.”
Sonra her gün şunları yaz:
Bugün hangi durumda rahat ettim?
Hangi konuda biri benden destek istedi?
Hangi işi yaparken daha az zorlandım?
Hangi anda kendimi işe yarar hissettim?
Hangi özelliğim bir sorunu kolaylaştırdı?
Hangi konuda doğal davrandım?
Bunu birkaç gün değil, en az iki hafta yap. Çünkü güçlü yön bir anda gökten düşmez; tekrar eden örüntü olarak görünür. Aynı şeyler dönüp duruyorsa orada tesadüf yoktur.
Belki sürekli “İnsanları sakinleştirdim” yazacaksın.
Belki “Plan yaptım, toparladım” çıkacak.
Belki “Kimse fark etmeyen detayı gördüm” çıkacak.
Belki “Yazınca kendimi daha iyi ifade ettim” çıkacak.
İşte buradan sonra güçlü yönlerin sisin içinden çıkmaya başlar.
Güçlü yön bazen yetenek değil, yaradan çıkan karakterdir
Bunu özellikle söylemek istiyorum. Çünkü bazı insanlar “Benim özel bir yeteneğim yok” diyerek kendilerini direkt eliyor.

Oysa güçlü yön her zaman doğuştan gelen parlak bir yetenek değildir. Bazen yaşadığın zorluklar seni belli bir konuda çok güçlü hale getirmiştir.
Çok anlaşılmamış biriysen, başkalarını iyi anlıyor olabilirsin.
Yalnızlık yaşadıysan, birine alan açmayı öğrenmiş olabilirsin.
Sürekli mücadele ettiysen, dayanıklılık geliştirmiş olabilirsin.
Hata yaparak büyüdüysen, empatin derinleşmiş olabilir.
Yani her güç tatlı hikâyelerden çıkmaz. Bazı güçler hayatın sert yerlerinden çıkar. Bu yüzden insan kendi geçmişine sadece acı olarak değil, karakter üretim alanı olarak da bakmalıdır.
Güçlü yönünü keşfetmek özgüven meselesi değil, farkındalık meselesidir
Bazı insanlar kendilerini tanımak için önce çok özgüvenli olmak gerektiğini sanıyor. Hayır. Güçlü yönünü keşfetmek için aşırı özgüven gerekmez. Dürüst gözlem gerekir. Hatta bazen en güçlü keşifler, insanın en çok tıkandığı dönemde gelir.

Çünkü o zaman artık rol yapmak yorucu hale gelir ve kişi kendine daha gerçek bakmaya başlar.
Ben şuna inanıyorum: İnsan kendini tanıdıkça güçlenmez sadece; aynı zamanda gereksiz savaşları bırakır. Her alanda iyi olmaya çalışmaz.

Başkası gibi olmaya çalışmaz. Nerede durursa daha sağlam olacağını anlar. Bu da hayat kalitesini ciddi şekilde değiştirir.
Günümüzde güçlü yön keşfi neden daha da önemli hale geldi?
Çünkü bugünün dünyasında sadece diploma, unvan ya da görünür başarı yetmiyor. İnsanların ayakta kalabilmesi için kendini tanıması gerekiyor. Değişen iş dünyası, hızlanan hayat, dağınık dikkat, sosyal baskı, duygusal yorgunluk…

Bütün bunlar içinde insanın kendi iç sistemini bilmesi artık lüks değil, ihtiyaç.
Kendi güçlü yönünü bilen insan:
Her eleştiride yıkılmaz
Her başarısızlıkta kendini çöpe atmaz
Kendi yolunu daha net kurar
İlişkilerde daha dengeli olur
İş seçimlerinde daha isabetli davranır
Başkasının hayatına özenmek yerine kendi potansiyelini geliştirir
Bu yüzden güçlü yön keşfi “kişisel gelişim süsü” değil; ciddi bir iç yön bulma sürecidir.
Bazen insan kendi gücünü tek başına göremez

Burada dürüst olalım. Herkes kendi içine bakınca netleşemiyor.

Çünkü bazen insanın canı çok dolu oluyor. Yorgunluk, kırgınlık, değersizlik hissi, aile baskısı, ilişki yaraları, başarısızlık korkusu…

Bunlar arttığında kişi kendinde neyin iyi çalıştığını göremiyor. Göz var, ama iç görüş bulanık.
İşte tam burada konuşmak çok kıymetli hale geliyor. Çünkü bazen insan kendi gücünü, biri onu gerçekten dinlediğinde fark ediyor. Kendi ağzından dökülen cümleyi duyunca görüyor.


“Ben aslında bu kadar şeyin içinden çıkmışım”, “Demek ki ben kriz anında sağlam kalabiliyorum”, “Ben insanları gerçekten rahatlatıyormuşum”, “Ben kendimi küçümsemişim.”
Bazen güçlü yön, insanın yalnız düşündüğünde değil; anlatırken görünür olur.
DertDinle’de bu farkındalık daha sağlıklı kurulabilir
DertDinle tam da bu yüzden kıymetli bir alan sunar.

Çünkü insanın güçlü yönlerini keşfetmesi bazen doğrudan “güç” konuşarak olmaz; önce derdini anlatarak olur. İçini döktükçe, yaşadıklarını cümleye çevirdikçe, tekrar eden duygularını fark ettikçe, aslında içinde nelerin çalıştığını da görmeye başlar.

DertDinle’de kişi derdini sadece içinde tutmak zorunda kalmaz.

Sesli, yazılı ya da görüntülü şekilde kendini ifade edebilir. Kimi insan yazarken açılır, kimi konuşurken çözülür, kimi yüz yüze yakınlık hissiyle daha rahat anlatır. Herkesin dili farklıdır; önemli olan o dili bulmaktır.
Üstelik mesele sadece anlatmak da değildir. DertDinle’de dert dinlemek isteyen kişiler de bu sürecin parçası olabilir.

İnsan bazen başkasını dinlerken de kendi güçlü yönünü keşfeder. Mesela iyi dinlediğini, empati kurabildiğini, doğru yerde doğru cümleyi kurabildiğini, karşısındakine güven verebildiğini fark eder. Bu da az şey değildir. Hatta bazı insanlar için bu, hayatlarının en güçlü tarafıdır.

İsteyenler bu alanda dert dinleyerek gelir elde etmeyi değerlendirebilir, isteyenler gönüllü olarak da katkı sunabilir. Yani burada sadece dert anlatmak değil, insanın kendi değerini fark etmesi için de güçlü bir zemin oluşur.
Çünkü bazen insanın güçlü yönü, tam da başka bir insanın yükünü hafifletebildiği yerde ortaya çıkar.
Kendi gücünü keşfetmek için kusursuz olmayı bekleme

Bunu özellikle net söylemek istiyorum: Kendini tanımak için önce tamamen iyileşmiş,

çok motive, çok net biri olmak zorunda değilsin. Dağınıkken de başlayabilirsin. Kararsızken de başlayabilirsin. Kendinden şüphe ederken de başlayabilirsin.
Hatta çoğu gerçek keşif tam burada başlar.
Kendine şu soruyu sor:
Ben nerede parlıyorum değil, ben nerede gerçekten işe yarıyorum?
Bu soru daha gerçek bir sorudur. Çünkü parlamak bazen dışarıya dönüktür, işe yaramak ise özüne.
İnsan kendi güçlü yönlerini bir anda bulmaz. Bu bir aydınlanma sahnesi değil; bir fark etme sürecidir. Bazen bir cümlede, bazen bir krizde, bazen bir dost sohbetinde, bazen yalnız kalınca, bazen de derdini birine anlatırken ortaya çıkar.

Ama çıkar. Yeter ki kendine sadece eksiklerinden bakma.
Yeter ki başkasının ışığı yüzünden kendi içini karartma.
Yeter ki kolay yaptığın şeyi değersiz sanma.
Yeter ki hayatta seni ayakta tutan tarafı küçümseme.
Senin güçlü yönlerin illa yüksek sesle konuşmuyor olabilir. Belki onlar sakin, derin ve gösterişsizdir.

Ama hayatı taşıyan şey zaten çoğu zaman gösteriş değil, içeriden çalışan güçtür.
Ve bazen insanın en büyük gücü, sandığından daha uzun süredir içindedir. Sadece ilk kez gerçekten bakılmayı bekliyordur.